03.Tem.2009

Dünya’nın En Büyük Elmasları

Dünyanın en büyük elması olarak bilinen 191 karatlık Işık Dağı ya da Kuh-i Nur adıyla tanınan elmas Hindistan’da bulunmuştur ve bugün, İngiltere Krallık Hazinesi’ndedir. Adı Farsçada Işık Denizi anlamında olan, uçuk pembe renkli, yassı bir taş olan Derya-i Nur elması ise, yaklaşık 185 kırat ağırlığındadır ve bugün İran Milli Bankası’nda saklanmaktadır. Bunlara ilaveten, 1853 yılında Brezilya’da bulunan ve Güney Yıldızı adıyla tanınan 128 karatlık elmasla, Büyük Moğol Elması ve bizdeki 86 karatlık Kaşıkçı Elması, dünyadaki en büyük ve en değerli 22 elmasın arasında bulunmaktadır.

15.Haz.2009

Terracotta Ordusu'nun Kalan Askerleri Gün Yüzüne Çıkıyor

Çinliler tarafından dünyanın sekizinci harikası olarak kabul edilen Terra Cotta askerleri olarak da bilinen Yer Altı Heykeller Ordusu'nun bulunduğu sit alanında üçüncü kazı çalışmalarının 13 Haziranda başlayacağı bildirildi.
Yer Altı Heykeller Ordusu, 1974 yılında keşfedildikten sonra, sit alanında 1977 ve 1985 yıllarında iki kez kazı çalışması yapıldı . Bunun ardından heykellerin korunması için Çinli ve Alman uzmanların işbirliğiyle 19 yıl süren çalışmalar yapıldı.
Şanşi Eyaleti Kültürel Eserler Müdürlüğüne bağl ı Kültürel Eserler ve Arkeoloji Dairesi Başkanı Co Kuiying, Şinhua ajansına verdiği demeçte, heykellerin üzerindeki renkli boyaları koruma, heykelleri sağlamlaştırma ve onarım tekniklerinin artık geliştiğini ve bunların üçüncü kazı çalışmaları için gerekli güvenceyi sağladığını belirtti.

Co Kuiying, üçüncü kazı çalışmalarının, sit alanının, heykellerin çıkarıldığı kazı bölgesinin dışında kalan bölümlerinde yürütüleceğini, ancak şu anda kazı sonuçları hakkında herhangi bir tahminde bulunulmasının zor olduğunu ifade etti.
Boyları 183-195 santimetre arasında değişen heykel askerlerin her birinin yüz ifadesi farklı. Kazı alanından çıkarılacaklarla beraber 8000 asker, 520 atıyla birlikte 130 savaş arabası, 150 süvari atı bulunduğu tahmin ediliyor.
Dönemin imparatoru Çin Şı Huang'ın Mezarı ve Terra Cotta Ordusu, 1987 yılında UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirasları Listesi'ne alınmıştı.


28.May.2009

Erzurum'da Gecekondunun Altından Tarihî Cephanelik Çıktı

Yakutiye Belediyesi'nin Kentsel Dönüşüm Projesi çerçevesinde yaptığı çalışma esnasında şantiye şefi Ahmet Çoşkun'un yıktırığı gecekondunun altında Osmanlı - Rus harbinden önce yaptırılmış cephanelik çıktı.Osmanlı-Rus Harbi (1877-1878) öncesinde dönemin valisi Fosfor Mustafa Sıddık Paşa tarafından yaptırılan tarihi cephanelik, şans eseri gün yüzüne çıkarıldı.

Şantiye Şefi Ahmet Çoşkun yaptığı açıklamada "ceddimizin savaşta kullandığı bu binayı tekrar gün yüzüne çıkarmamız bizi oldukça heyecanlandırdı ve mutlu etti" dedi.

Yıkılan gecekondunun sahibi Oktay Aydemir cephaneliğin girişine yapılmış olan evi babasının yaptırdığını söyledi. Evinin mutfağı olarak kullandığını açıklayan Aydemir, binanın bukadarla kalmadığını şuan kapalı olan tünellerle diğer tabyalara bağlandığını iddia etti. Daha önce evinin mutfağında asırlık bir hançer bulduğunu bunu da müzeye de teslik ettiğini söyleyen Aydemir, gecekonduyu 15 yıldır terkettiklerini belirterek definecilerin bir çok yeri eştiğini iddia etti.

Varlığı bilinmesine rağmen adresi kaybedilen ve günümüze kadar kayıp olarak duran cephanelik, Yakutiye Belediyesinin Kentsel dönüşüm projesi çalışmaları esnasında yıkılan gecekondunun altından çıktı. Osmanlı-Rus Harbi (1877-1878) öncesinde dönemin valisi Fosfor Mustafa Sıddık Paşa tarafından yaptırılan tarihi cephanelik, Şantiye Şefi Ahmet Çoşkun'un tarafından gün yüzüne çıkarıldı.

Yıllardır aranmasına rağmen bir türlü izine rastlanamayan tarihi Osmanlı cephaneliği hiç beklemedikleri bir yerde bulundu. Osmanlı-Rus Harbi öncesinde yaptırılan cephanelik, Hasan-ı Basri Mahallesi'ndeki gecekonduların yıkılmasıyla gün yüzüne çıktı. Kavakkapı'daki tarihi mühimmat deposu ile aynı mimari özelliğe sahip olan bina, Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu tarafından muhafaza altına alındı.
Kaynak: www.erzurumlu.net

06.May.2009

Panorama Tarih Müzesi

İstanbul'un Fethine Davetlisiniz

İstanbul'un fethinin 3 boyutlu ve ses destekli olarak tekrar canlandırıldığı Panorama 1453 Tarih Müzesi 31 Ocak tarihinde açıldı. Topkapı Şehir Parkı’nda yapımı tamamlanan 120 metre boyunda, 40 metre çapında ve 12 metre yüksekliğindeki üç boyutlu panoramik resimden oluşan müzeyle, İstanbullular fethi yeniden yaşama imkanı buluyor.

Müze, İstanbul’un Fethi’ni anlatan üç boyutlu resimlerle süslü. Türkiye’deki ilk panoramik, dünyada ise ilk kubbeli panoramik müze olma özelliğini taşıyor.

Fetih Panoramasının en önemli bir diğer özelliği de, her yönde 360 derece panoramik özellik taşıması. Yatay ve dikey yönde resim kesintiye uğramıyor. Müze bu açıdan bakıldığında dünyanın ilk, “Tam Panoramik” müzesi olma özelliğini de taşıyor.

Topkapı Şehir Parkı’nda; surların yanında yer alan müzenin üç katı, bölgede yüksek yapı inşa edilmesinin yasak olması sebebiyle yer altında bulunuyor.

3 yıldır hazırlığı yapılan müzenin başressamı Haşim Vatandaş müzede 5 ayrı noktada ayrı ses efektlerinin kullanılacağını ve ”Mehterin olduğu yerden mehter müziği, topların olduğu yerden top sesleri, atların olduğu yerden at sesleri, ön taraftan çatışma sesleri, arkadan da ordu uğultusu sesleri duyulacak. İnsanın 2 gözü, 14 metreden sonra algılama özelliğini kaybederek, tek göz gibi çalışmaya başlar. Bu nedenle biz de en yakın mesafeyi 14 metreden koyduk yani izleyici 14 metreden daha yakına giremiyor ve resmin üzerindeki 3 boyut özelliklerini gerçekmiş gibi algılıyor.” dedi.

2 bin 350 metrekarelik resim ve 650 metrekarelik 3 boyutlu objelerin platformundan oluşan toplam 3 bin metrekarelik görüntü alanına sahip ve aynı anda yaklaşık 100 kişi gezebilecek.

Müzeye gitmeden önce panoramik olarak görmek isterseniz buraya tıklayın…


02.Nis.2009

İlk İstanbullular: Sekiz Bin Yaşında

Yenikapı'da İÖ 5500 ile 6300 yıllarına tarihlenen katmanda bir mezara ulaşıldı ve dört insanın iskeletiyle karşılaşıldı.Dördüncü iskeletin kaldırılmasından sonra çekilen bu fotoğrafın sağ tarafındaki cenin pozisyonundaki iskelet bir yetişkine, sağ üstte sadece kafatası ve sağ altta tümü görülen iskeletler ise iki üç yaşlarındaki çocuklara ait. İskeletler etrafındaki kırık toprak kaplar ve mızrağı andıran ahşap, ölüler için mezara konan hediyeler.

Yenikapı kazılarının son safhasında 8 bin yıl öncesine ait, İstanbul'un ilk mezarlarına ulaşıldı. Marmaray'ın yürütücüsü DLH ise kazının bitirilmesini talep ediyor. Oysa yeni ulaşılan tarihöncesi katman, dört yıllık arkeolojik kazının en önemli aşaması.

Kasım 2004'te başlayan ve bugüne kadar kesintisiz devam eden Yenikapı Arkeolojik Kazıları kritik bir dönemece girdi. Kurtarma kazısı niteliğindeki bu çalışma, İstanbul Metrosu ve Marmaray Projesi kapsamında inşa edilen tüp tünelin buluşacağı, Türkiye'nin en büyük yeraltı istasyonuna yer açabilmek için başlamıştı.

Projenin yürütücüsü Demiryolları Limanlar ve Hava Meydanları İnşaatı Genel Müdürlüğü (DLH), kazıyı yürüten İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nin bilimsel çalışmayı Temmuz 2008 sonunda bitirerek alanı inşaat için kendilerine teslim edeceğini duyurmuştu. Oysa arkeologların son günlerde ulaştığı buluntular, bitirilmesi bir yana, kazının belki de en önemli safhasına gelindiğini gösteriyor. Çünkü kazının devam ettiği deniz seviyesinden yaklaşık 6, 3 metre aşağıda bulunan katman, İstanbul'un tarihöncesi dönemine ait bulgular içeriyor.
Geçtiğimiz ay içerisinde ulaşılan ve İÖ 6 bin ile 6 bin 300 yıl öncesine tarihlenen mezarlar, bu buluntuların en göze çarpanı. Mezarlar, Bizans döneminde suyla dolan ve liman olarak kullanılan bu alanda, tarihöncesi dönemlerde bir höyük olduğunu gösteriyor.

İstanbul Üniversitesi Prehistorya Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Özdoğan'a göre bu mezarlar neolitik dönemde (İÖ 5 bin 500 ile 6 bin 300) bölgede bulunan evlerin altına yapılmış (taban altı) gömüler olabilir. İkinci ihtimal ise mezarların neolitik yerleşimin kıyısında oluşturulan bir 'ölüler kenti'nin habercisi olması.


Mezarların, tarihöncesi yerleşimin altında mı yoksa yanında mı yer aldığı, yakın zamanda aydınlanabilir. Ancak Roma İmparatoru Theodusius tarafından kurulan ve 4 ile 11. yüzyıl arasında kullanıldığı bilinen kent limanının altından bir tarihöncesi yerleşimin çıkması, kazının şu ana kadar en heyecan veren yönü.

Mehmet Özdoğan, İstanbul ve tüm Marmara Bölgesi'nin tarihi hakkında bugüne kadar ulaşılamayan bilgileri sağlayabilecek bu katmanın çalışılması için İstanbul Arkeoloji Müdürlüğü'ne bir program sunduklarını belirtiyor. Özdoğan'a göre, Yenikapı'da dört yıldır çalışmanın anlamlandırılabilmesi, nereye oturduğunun bilinebilmesi için bu katmanın çalışılması gerekiyor. Bu, bugüne kadar yapılan kazıların kullanılır bir bilgiye dönüşmesi için şart.

Başka yerleşim var mı?
Özdoğan'ın ortaya koyduğu en önemli soru ise, mezarların bulunduğu seviyenin altında daha eski insan yerleşimlerine ait bir başka tabakanın olup olmadığı. Bu soru, arkeologlar kadar proje danışmanı jeologları da ilgilendiriyor. Çünkü tarihöncesi yerleşimin keşfedildiği alanın tümünde henüz kayalık zemine ulaşılamadı.
İstanbul Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Namık Yalçın, İÖ 6 bin 300'den daha eskiye giden bir yerleşim olup olmadığının anlaşılması için, kazı alanın altındaki kil tabakasının tabanına inilmesi gerektiğini söylüyor. Yalçın Yenikapı'daki kazının, 'siyah kil' diye adlandırdığı bu tabakanın tabanına ulaşmadan sonlandırılmasını doğru bulmuyor. İlk izlenimde doğal yollarla oluşmuş bir bataklık gibi görünen siyah kil tabakası, üzerinde insan yerleşimine izin vermeyecek yapıda.
Geçtiğimiz hafta Namık Yalçın'ın bahsettiği siyah kil tabakasında sondaj yapan arkeologlar, neolitik döneme ait çok sayıda çanak çömlek parçasına ulaştı. Bu parçaların bir şekilde bataklığa düşen ve dibe çöken buluntular olup olmadığı kazının bu aşamasında cevaplanamıyor. İster çevredeki bir başka yerleşimin artıkları olsun, ister kil tabakasının daha altındaki bir yerleşimin işaretleri olsun, bu buluntular, Yenikapı'daki tarihöncesi yerleşimin devam ettiği düşüncesini güçlendiriyor.

Namık Yalçın 'Elimizde sağlam veriler olana dek temkinli gitmemiz lazım' diyor. Ancak Yenikapı'daki siyah kil tabakasının altından yeni bir yerleşimin izlerinin ortaya çıkması, İstanbul ve dünya tarihini etkileyecek bir gelişme. Bu durumda Mehmet Özdoğan'ın söylediği gibi, yepyeni bir strateji ve planla yeni bir kazının başlaması gerekiyor.
Arkeolojik kazılar, 2009'da sonlandırılması öngörülen Marmaray Projesi'ni hali hazırda yaklaşık iki yıl geciktirmiş durumda Dev projenin, İstanbul'un geçmişine ışık tutmayı uman arkeologlara ne kadar sabredeceği merak konusu.
Haber: Gökhan Tan, Atlas Ağustos 2008

30.Mar.2009

Kutsal Tapınak Minyatürü - Herod's Temple

78yaşındaki Alec Garrard, 30 yılını harcayarak Kudüs Tapınağı da denilen Kutsal Tapınak minyatürünü oluşturmuş. Bu minyatür için yaklaşık 33,000 saatini bu işe ayırmış...

Her şey en ince detayına kadar elde yapılıp boyanmış. Ortamı kalabalık göstermek için yaklaşık 4000 tane minyatür insan fügürü kullanılmış.


Diğer bilgi ve fotoğraflara burdan ulaşabilirsiniz.

23.Mar.2009

Hierapolis Kastabala Antik Kenti İçin İmza Kampanyası

Osmaniye il merkezinin 12 km kuzeyinde, Ceyhan nehrinin kuzeyden batıya doğru çizdiği geniş kavis içinde bulunan Hierapolis Kastabala antik kentinin yayılım alanı içine özel girişimciler bir çimento fabrikası yapmayı planlamaktadırlar. Bu fabrikanın yapılmasıyla, Anadolu kültür mirasının en güzel eserlerinden biri olan antik kent, Ceyhan nehri havzasında yaşam bulan yabanıl hayat ve doğa, tarım ve kırsal yaşam çimento fabrikası yapımı ile geri dönülemez bir şekilde zarar görecektir.

Hierapolis Kastabala antik kenti tüm insanlığın kültür mirasıdır. Bu mirasa hep birlikte sahip çıkalım diyorsanız buyurun.

Kastabala Antik Kentinin blog'u için tıklayınız


Önceki Kayıtlar